16 Aralık 2017

Simone de Beauvoir: Neden Feministim? (1975)

16 Aralık 2017 0
2017'nin son büyük çevirisiyle karşınıza çıkıyoruz!

Evet, çoğul ekiyle, çıkıyoruz, çünkü bu sefer tek başıma yapmadım çeviriyi, 15 yıllık arkadaşlarım olan Uğur Demir ile Ahmet Ümit Köksal da çevirinin içine girdi, kafa kafaya vererek, bolca kahve tüketerek 1975 tarihli Simone de Beauvoir'ın "Neden Feministim?" konu başlıklı TV programını çevirdik ve geçtiğimiz günlerde yayınladık.

Önemli olduğunu düşündüğümüz bu kaydın insanlara ulaşıp ulaşmayacağını bilemiyorduk, ama gördüğümüz kadarıyla nispeten yayılabildi ve ufak da olsa kadın-erkek eşitliği bağlamında üretilen literatüre bir katkı sağlamış olduk. Bu açıdan, mutlu ve gururluyuz.

Çok kısaca programda neler konuşulduğundan bahsedip, daha önce -üşenerek- yapmadığım bir şeyi yapıp, programın metnini de aşağıya aktaracağım. Her ne kadar amacımız insanların önemli isimleri kendilerini ifade ederken izlemesini sağlamak olsa da, Beauvoir oldukça ciddi ve ayakları yere basan tespitleriyle yazın dünyasında da var olmayı hak ediyor.

28 Kasım 2017

Carl Gustav Jung'un Tanrı İnancı

28 Kasım 2017 0
BBC tarafından hazırlanan Face To Face adlı belgeselin, 22 Ekim 1959 yılında Carl Gustav Jung ile olan bölümünden bir kesit. "Tanrıya şu an inanıyor musunuz?" sorusunu Jung gayet samimiyetle cevaplar.

27 Kasım 2017

Prof. Aeon Skoble: Demokrasi, Tiranlık ve Özgürlük Üzerine

27 Kasım 2017 0
Demokrasi özgürlüğü sağlayabilir mi? Profesör Aeon Skoble'a göre, demokrasilerin özgürlüğü sağlayabilmesi mümkün, ama her koşulda kesin değil. Demokratik sistemlerin kendi içerisinde mevcut bulunan bazı kusurları sebebiyle bu sağlanamayabilir:

1. Çoğunluğun bir şeye inanması, o şeyin doğru olması için yeterli değildir.
2. Çoğunluk, tıpkı krallar gibi tiranlaşma kapasitesine sahiptir.
3. Tarihsel olarak, tiran olan liderler demokrasi ile seçilmişlerdir.

Şayet özgürlük toplumun en öncelikli değeri ise, demokrasinin uzun vadede işe yarar olabilmesi için birey haklarının koruma altın alındığı sınır çizgilerinin demokratik süreçlerde belirlenmesi gerekmektedir.

4 Kasım 2017

Türkçe Karşılığı Birebir Aynı Olan İngilizce Atasözleri

4 Kasım 2017 2
Ne yalan söyleyeyim, yukarıdaki başlığı atarken utandım. Hiçbir yaratıcılık yok, sofistike bir anlam biçme yok, dümdüz ve aslında yazacağım her açıklamayı da lüzumsuz kılan bir başlık.

Neyse sevgili dostlar, başlıktan da anlayacağınız üzere, bildiğim kadarıyla Türkçe karşılığı birebir aynı olan İngilizce atasözlerinden ufak bir derleme yaptım. Peki bunu niye yaptım? Çünkü yağmurlu bir cumartesi günüydü ve zaman geçirecek bir aktivite aradım kendime, bu geldi aklıma. Elbette ki şunu da ekleyeyim; Türkçe atasözlerindeki anlamları karşılayan yüzlerce atasözü ve deyim vardır, ama bunların çoğu birebir aynı değil, daha çok anlam bakımından aynı kapıya çıkan şeylerdir. Misal, "Actions speak louder than words." atasözü için Türkçedeki "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz." anlamı oldukça uyumludur, ama söz konusu atasözünün birebir kelime anlamı "Eylemler sözlerden daha yüksek konuşur." minvalinde bir şeydir. Demek istediğimi anlatabiliyor muyum?

24 Ekim 2017

Emil Michel Cioran: Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne

24 Ekim 2017 3
Her sevincin başında, hatta sonunda bir Tanrı vardır.

*

Varlıklar arasında gerçek temas, sessiz bir mevcudiyetle, açık bir iletişimsizlikle, içten edilen duaya benzeyen gizemli ve sössüz bir teatiyle kurulur ancak.

*

Her huzursuzluk, yarım kalmış bir metafiziksel deneyimden başka bir şey değildir.

*

Üzüntülerimizi bir başkasına, sırf ona acı çektirmek için, acılarımızı üstlensin diye itiraf ederiz.

*

Doğmuş olmamı bağışlayamıyorum.

*

Aziz Benedictus'un kurallarına göre, bir keşiş yaptığı işten gurur ya da sadece hoşnutluk duyuyorsa, o işi bırakıp ondan vazgeçmelidir.

*

Kendinden nefret eden alçakgönüllü değildir.

14 Ekim 2017

Emil Michel Cioran: Her Şey Ne Kadar Da Uzak! (Ümitsizliğin Doruklarında)

14 Ekim 2017 3
Bu dünyada neden bir şeyler yapmamız gerektiğini, neden dostluklar kurmak, arzular, umutlar ve hayaller sahibi olmak zorunda kaldığımızı anlamıyorum. Hiçbir karmaşanın ve hengâmenin olmadığı dünyanın uzak bir köşesine çekilmek daha iyi olmaz mıydı? Böylece medeniyetten ve ihtiraslardan elimizi eteğimizi çekebilirdik; her şeyi yitirir ve hiçbir şey kazanmamış olurduk. Zaten bu dünyadan kazanılacak ne var ki? Umutsuzluk içinde mutsuz ve yalnız olan insanlar için kazançlı çıkmanın hiçbir ehemmiyeti yoktur. Her birimiz bir ötekine çok yakınız, yine de kendimizi bir başkasına tamamıyla açsaydık ve birbirimizin ruhlarının ücra köşelerini okuyabilseydik alınyazılarımızın ne kadarını anlayabilirdik? Kendimize yalnızlıktan ölmenin insanlığın alameti olup olmadığını sormak zorunda kalacak denli yalnızız. Son an gelip çattığında bir teselli bulunabilecek mi? Toplum içinde yaşama ve ölme isteği muazzam bir yetersizliğin işaretidir. Issız bir yerde bir başına ölmek binlerce defa daha yeğdir; hem böylece kimse görmeden melodrama bulaşmadan ölebilirsin. Ölüm döşeğindeyken kendilerine hâkim olan ve bir iz bırakmak için caka satan insanları öyle küçümsüyorum ki! İnsan yalnız olmadıkça gözyaşları onun canını yakamaz. Son anlarını yalnız geçirmekten aciz oldukları ve korktukları için ölürken dostlarını çevresinde görmek isteyenler işte buna sığınırlar. Ölüm anında ölümü unutmak isterler. İçlerinde kahramanca bir güç yoktur. Neden kapılarını kilitlemiyor ve tüm sınırların ötesine taşan bir açıklık ve korkuyla o delice hislerin ızdırabını yaşamıyorlar?

Her şeyden öyle uzaklaştırıldık ki! Oysa bu, her şeyin bize eşit derecede ulaşılmaz olduğu anlamına gelmez mi? En derin ve sahici ölüm, yalnızlık içindeki ölümdür – hatta öyle ki, ışık bile ölümün özü haline gelir. Öyle bazı anlar olacak ki, yaşamdan, aşktan, gülümsemelerden, dostlardan ve hatta ölümden bile ayrı düşeceksin. İşte o an, dünyanın boşluğunun ve kendinin anlamsızlığının ötesinde bir şey olup olmadığını soracaksın.

- o -

Dipnot: Geçtiğimiz günlerde Emil Michel Cioran'ın Ümitsizliğin Dorukları'nda adlı kitabından bir bölüm çevirmiş, üstüne bir parça da gevezelik de etmiştim. Korkmayın sakın, tekrara düşmeyeceğim; sadece "Lirik Olmak Üzerine" adlı o bölümü hatırlatıyor ve ekliyorum: Bu çeviri serisinin devamının gelip gelmeyeceğini ben bile bilmiyorum.

10 Ekim 2017

Emil Michel Cioran: Lirik Olmak Üzerine (Ümitsizliğin Doruklarında)

10 Ekim 2017 0
Neden kendi içimize kapanıp kalamıyoruz? Neden bir şeyleri ifade etmenin ve şekle sokmanın peşinde koşup duruyor, içimizdeki o değerli muhtevayı ya da “anlamı” açığa vurmak için çabalıyor, en nihayetinde dik başlı ve kaotik olmaktan öte gitmeyen bir süreci umutsuzluk içinde düzene sokmaya çalışıyoruz? İçsel akışımıza onu hiç somutlaştırmaya çalışmadan olduğu gibi boyun eğmemiz, içimizdeki hengâmeyi ve mücadeleyi samimiyetle ve istekle kabullenmemiz daha yapıcı olmaz mıydı? Böylece içimizde dallanıp budaklanan tüm o ruhani deneyimi çok daha şiddetle hissederdik. Her türden iç görü, bereketli bir coşkuyla birbirine karışır ve gelişirdi. Gerçeklik algısı ile ruhani öz tıpkı bir dalganın yükselişi ya da notaların bir araya gelerek melodiyi oluşturması gibi doğmuş olurdu. Birinin kendi gururuyla değil de kendi yüceliğiyle dolup taşması, içsel sonsuzluk hissiyle acı çekmesi, canlılıktan ölecekmiş gibi şiddetle yaşadığı anlamına gelir. Haykırışlarla bir hayatı dibine kadar yaşama duygusu çok nadir görülür ve çok gariptir. Canlılıktan ölebilirmişim gibi hissediyorum ve kendime buna bir açıklama bulmama gerek var mı diye soruyorum. Tüm manevi geçmişin dayanılmaz bir gerilimle içini titrettiğinde, mevcudiyetini baştan ayağa hissedişin gömülü deneyimlerini gün yüzüne çıkardığında ve olağan düzenini yitirdiğinde, yaşamın doruklarından ölümün kucağına düşersin – üstelik her daim ölüme eşlik eden o korku hissi olmadan. Bu, mutluluğun doruklarında dolaşan sevgililerin sarsılmaz aşklarının üzerine ölümün ya da ihanetin gölgesinin düştüğü zamanki o hisse çok benzer.

8 Ekim 2017

Georges Bataille: Edebiyat ve Kötülük (1958)

8 Ekim 2017 2
Michel Foucault & Noam Chomsky: İnsan Doğası Üzerine adlı gönderinin altına "kostok" mahlaslı bir okuyucu, Georges Bataille'ın "Edebiyat ve Kötülük" adlı kaydını -o ünlü ve gizli- çeviri listeme eklememi rica etmişti. Eh ben de durur muyum, ekledim. Gel zaman git zaman, Pazar günü, günü birlik bir çeviri yapayım dedim ve neler var neler yok diye bakınırken gözüme bu çarptı. Neden olmasın dememle kollarımı sıvamam bir oldu.

Video yaklaşık 9 dakika sürmektedir ve 1958 tarihinde bir TV programı için Georges Bataille ile kitabı "Edebiyat ve Kötülük" üzerine yapılan bir röportajın kaydıdır. (Çevirilere tanıtım metni yazmayı sevmiyorum, çünkü beceremiyorum.) Ama şunu eklemekte bir beis görmüyorum: Bataille'ın sakin ve uysal duruşu, bazen söylediklerinin sarsıcılığını bile bastırıyor. Ve o yüzden de hep diyorum ya, değerli bir ismi kendisini ifade ederken izlemek çok farklı ve mühim bir deneyimdir diye.

4 Ekim 2017

Eşcinsel Evlilik Konusunda Çocukların Tepkileri

4 Ekim 2017 0
Bana soracak olursanız 7 ölümcül günah içerisinde tembelliğin en fenası olduğunu, çünkü öbürlerinin aksine kat'i ve geri dönülemez biçimde kişinin kendine ihanet etmesine sebep olduğunu söylerim. Öfkeyi anlatabilirsiniz, ya da gururu, açgözlü ve kıskanç olmanız bile kabul görür, hatta sizi bir yere taşır, şehvetli olmanız doğru kişiyi bulmanıza, oburluğunuz ise yapılacak spora bakar. Oysa tembelliğin bir açıklaması yoktur, bahane olarak sunamazsınız, yaşınız ilerledikçe gülünç duruma düşersiniz; kimseye tembelim diyemezsiniz, dediniz diyelim, çocukluk bu derler, diğer günahların yanında telafisi kolaylıkla yapılacak bir şey gibi görünür, öyle olmadığını anlatmayı becermek ise çok güçtür. Üstelik kişiliğinizin bir parçası olarak görülmesi de pek mümkün değildir. Aslına bakarsanız, tembelseniz, bunu sadece kendiniz bilirsiniz, ama kimseye doğrudan bunu söyleyemezsiniz, hep bir şeyler uydurursunuz, dolayısıyla da bir bakıma yalancı olursunuz, yalanı öğrenirsiniz, bununla da kalmaz, tembelliğinizi asla gizleyemezsiniz.

3 Ekim 2017

Kısa Öykü'ler - 1

3 Ekim 2017 0
"İnsanlara güvenmiyorum," dedi, "Çünkü onlar..." Durakladı ve sesini alçalttı: "Gerçekten var olduklarını düşünüyorlar."

*

"Zamanı durdurabiliyorum," diye iç geçirdi üzüntüyle genç adam: "Ama sonra hep kaldığı yerden devam ediyor ve kimse bir şey fark etmiyor."

*

Uzak yıldızlara bakarken, "Bizler belki de birer robotuz," diye mırıldandı. Kadim dostu güvenle cevapladı: "Saçmalama, XDWQ-207!"

*

Hepimiz ayağa kalktık ve yargıç verdiği hükmü açıkladı: "Sanığın 165 yıl geriye gönderilmesine..."

*

Gözlerini kapattı ve "Ben," dedi fısıltıyla, "Hiç var olmamış olmayı dilerdim." Birden yok oldu. Cin şaşırdı, "Daha 2 hakkı vardı," diye düşündü.

*

Sırası gelince içeri girdi ve "Hafızamı sildirmek istiyorum!" dedi kararlılıkla. "Yine mi?" dedi doktor, "Yine mi?" dedi adam.
 
|| © 2017 - Herhangi bir hak bulursanız, saklayın! || Tasarım: Pocket ||